“Hoşgörü, uyum ve ruhsal enerjiye giden yol…”
AİKİDO
Morihei Ueshiba Sensei’nin Ju-jutsu, Aiki-jutsu ve Ko-budo tekniklerini harmanlayarak oluşturup, tüm dünyaya hediye ettiği o mükemmel, bir o kadar da esrarengiz sanattan, Aikido’dan bahsedeceğiz bu sayıda.
Uzakdoğu savaş sanatları arasında en güç algılanan ve en karmaşık yapıya sahip olan Aikido’yu oluştururken, Ueshiba, 700 yılda oluşturulmuş teknikleri, en bilgili ve en titiz hocalardan almış, aynı zamanda ruhsal ve felsefi araştırmalara yoğunluk vermiştir.
Ueshiba, ileride Aikido’nun temellerini oluşturacak olan ;
a) Ju- Jutsu - Kito Okulu : Tokusaburo Tojawa ( 1901) Usta ile
b) Ken-Jutsu -Yagyu Okulu : Masakatsu Nakai ( 1903) usta ile beraber
c) Ju-Jutsu - Daito Okulu : Sakaku Takeda ( 1911-16) usta ile beraber
d) Ju-Jutsu - Shinkage Okulu: 1922
e) Mızrak Sanatı : 1924
okullarda eğitim görmüştür. Ta ki 1925 yılında, kendisi ve öğrencileri için bir dönüm noktası olacak, yeni bir akımı başlatma kararını alana; öğrendiği tüm teknikleri ve zamanla oluşturduğu hayat felsefesini sentezleyip Aikido’yu oluşturana dek…
Derinliklerine önümüzdeki sayılarda ineceğimiz Aikido’nun temel özelliklerinden bahsetmek istiyorum bu sayıda.
Aikido yapmamış olan biri, bir saldırı geldiğinde doğal olarak kendini savunmak ister. Fakat içerisinde barındırdığı korku ve tereddüt şiddeti körükler, refleksleri en kaba ve sert bir şekilde karşılık verir. Ve bu kontrolsüz karşılığın sonucunda saldırgana ciddi zararlar verebilir. Oysa aynı kişi Aikido yapıyor olsa, daha sükûnet içinde, daha kontrollü bir bakış açısıyla, karşıdakine gereğinden fazla zarar vermeden, dans edercesine saldırıya cevap verebilir.
Ayrıca Aikido’da prensip olarak saldırı yoktur. Aikido yapan biri, bir başka kişi ona saldırmadığı sürece o kişiye karşı herhangi bir teknik uygulayamaz. Çünkü Hoşgörü, sevgi ve barışı ilke edinmiştir Aikido, ismindeki “Ai ” sözüyle…
Aikido’nun, temel prensiplerinden birisi der ki : ‘’ Gelen saldırıyı bertaraf et . Karşıdakine zarar verme! ‘’ Belki de Aikido’nun en zor kısmı da burasıdır. Karşıdakine zarar vermeden hem kendi canınızı kurtaracak, hem de barışı koruyacaksınız. Kuşkusuz bu özelliği, onu diğer Budo sanatlarından ayıran önemli noktalardan biri…
Aikido’nun teknik kısmı her ne kadar önemli olsa da, Aikido’yu tanımlarken bu kısma yoğunlaşmamız bizi yanlış yollara yönlendirir. Çünkü teknik kısım, tıpkı buz dağının su üstünde kalan kısmı gibi, çok az bir bölümünü oluşturur Aikido’nun. Suyun altında kalan kısım ise Aikido’nun ruhsal dünyasıdır. Ruhumuza Aikido’ nun o sevgi, hoşgörü kısmını yansıtamazsak, yıllarca egomuzu şişirir ve takla atıp dururuz. Ve en sonunda elimizde kalan koca bir hiç olur.
Görünmeyeni, bilinmeyeni keşfetmektir Aikido’nun özü. O öz de kendi içimizi, ruhumuzu ifade eder. Aslında Aikido kendi kendimizle savaşmanın yollarını öğretir bizlere. Mücadele aslında kendi içimizdeki kontrol altına almakta zorlandığımız hırslarımız, bitip son bulmayan ihtiraslarımız değil midir? Bizler savaşırken kendimize bazen başka hedefler, kişiler ararız. Oysa düşman kendi içimizde değil midir?
Aikido bizlere sabırlı olmanın ne büyük erdem olduğunu işaret eder… Günümüz modern dünyasına pek uymayan bu slogan için çabalarız, çalışmalarımızda… Ne kadar yorgun olsak da, susasak da dersin sonunda hakamamızı katlamadan çıkamayız. Ya da derste hocamızı izlerken seiza pozisyonunda oturmak zorundayızdır. Rahat koltuklara alışmış biz modern dünya insanları için pekte keyifli bir durum değildir işin gerçeği... Yıllarca çabalarız tek bir tekniğin sırrını yakalamak için, durmaksızın tekrar yaparız. Bilgiye ulaşmak için sadece birkaç tuşa bastığımız günümüz modern dünyasına pek de uygun olmayan şeylerdir aslında… Bir tekniği öğrenmek için hiç durmaksızın çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak gerekir. Ta ki teknik size kendisini hediye edene kadar… Belki de en zor olan şey de budur. “Sabırlı olmak”
Aikido’ya başladığımızda “Ki” diye muammalı, biraz da esrarengiz bir kavramla tanışırız. Peki nedir bu “Ki” ?
Hayatın başlangıç noktası, merkez enerji noktası vb… birçok anlamda tarifi yapılan “Hara” gösterilmektedir, “Ki”nin adres noktası olarak… Batılılar, fiziksel denge ya da çekim merkezi olarak adlandırırken; doğu mistizminde ise göbeğin hemen hemen 4 parmak altında yer alan özel noktadan bahsedilir. Bu enerji merkezi olarak kabul edilen nokta için çok değişik hikâyeler anlatılır.“Rüzgâr ya da su kütlesinin her şeyi arkasından süpürmesi” gibi… Ve bu enerji çok farklı sözcüklerle adlandırılır. Fakat özellikle Japonya’da bu enerjiye “Ki” denir.
Bazı insanlar bunu ciddi bir eğitimle geliştirirken, aslında her insanda doğal olarak bulunan bir güçtür. Aikido’ da ise kas gücümüzden ayrı olarak düşüneceğimiz özel bir enerji olarak tasvir edilir. Bu enerjiyi batılı anlamda tanımlamada ciddi sıkıntılar yaşanır. Beynin soyut olarak ürettiği bu enerjinin somut hale dönüşü olarak da yorumlanmaktadır.
Ki kavramı açıklanırken “zihnin ve bedenin birleşmesi” tabiri kullanılır. Küçücük bir bebeğin sıkıca kapattığı yumruğunu açmaya çalıştıysanız ve başarısız olduysanız; bu, “birleşme ve bir arada olma” kavramlarının bir örneğiyle karşılaşmışsınızdır demektir. Avucunu açmaya çalıştığınız bebek rahattır ve bariz bir şekilde size karşı koymaya çalışmaz. Hatta sizin orda olduğunuzun farkında bile değildir. Fakat o küçücük yumruk kapalı kalır. Bu, beden ve ruhun bir araya geçmesi ve birleşmesini, o muammalı güç “ki”nin aslında doğuştan hepimize verilen bir lütuf olduğunu gösteren iyi bir örnektir.
Biraz karmaşık gibi gözükse de, doğumdan ölüme kadar geçen süreçte, zihnimiz ve bedenimiz arasında oluşan büyük boşlukta bir köprü kurabilirsek, zihin ve bedenimizi birbirine yaklaştırabilirsek, güç, karar ve yönlendirme hiçbir kesintiye uğramadan bütün kanallarla zihnimizden vücudumuzun içerisine akar, akar , akar …
Aikido’yu son olarak birkaç cümleyle tarif etmek gerekirse:
Hayatımızda bir şeylere ulaşmak için yollara ihtiyacımız vardır. Yollar olmazsa gideceğimiz yerlere ulaşamayız kuşkusuz... Aikido da aslında bir ustalık yoludur. Yolun biraz ilerisinde yürüyen, bizlerden daha tecrübeli ustalarımızın ayak izlerini takip ettiğimiz, sadakat, sabır ve bağlılık kavramlarının slogan olduğu; etrafında sevgi, barış ve hoşgörü bahçelerinin bulunduğu zorlu bir yoldur.
|